Çocukluğum, gençliğim, siyasi ve edebi hatıralarım

Namık Kemal’den sonra Recaizade Ekrem ve Abdulhak Hamit’in etkisiyle siyasi içirikli, hatta günlük siyasi meselelere bile müdahale etmeye başlayan şiir, tekrar toplumdan çekilir, siyasi miyasi hiçbir şeye dokunmaz olur. Servet-i Fünun’dan ziyade bence bu durum Yahya Kemal’i ve Ahmet Haşim’i doğurmuş. Servet-i Fünun, çünkü Tevfik Fikret’le anılır. Ve onun en bireysel şiirlerinde bile hazcılığı kısmen görmemize rağmen, Yahya Kemal’in tarihi şahsiyetleri veya olayları işlediği şiirlerinde bile hazcılığı buram buram müşahede edebiliriz.

Yahya Kemal’in Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım kitabını okuyunca epey şaşırdım. Sonra da niye şaşırdığıma şaşırdım. Çünkü kitap ilk önce bana çok siyasi ve toplumsal göründü. Daha sonra, okuyup bitirince, yine bir kişinin, toplumun çok uzağında, üst tabalardan, bürokratlardan ve gazetecilerden aldığı sinyaller doğrultusunda, hiç zahmet çekmeden ve sorumluluk yüklenmeden, kendini hiç tehlikeye atmadan, yani risk almadan yazdığı metinler olarak göründü. Büyükada’dan Anadolu’yu ve İstanbul’u görmek pek mümkün değil. Yahya Kemal’in denemelerinde konu her ne kadar savaşlar, kıyımlar, siyasi entrikalar olsa da, yaraya parmak basan pek bir şey bulunmuyor.

Bu kitap bitmemiş, öylesine, pek özenilmeden karalanmış hatıralarla başlıyor. Asıl güçlü denemeler “siyasi hatıralarım” bölümüyle geliyor. “İttihat ve Terakki’ye Dair” başlıklı yazı bence kitabın merkezini teşkil etmiş. İttihat ve Terakki’ye dair ilginç çözümlemeler yapıyor, Yahya Kemal. Diğer denemelerinde çözümlemelerden ziyade tasvirler ağır basıyor. İttihat ve Terakki’yle ilgili özet bir çözümleme, ama çok eksik ama çok özet, yine de fikir verici. Bu da şunu gösteriyor: Aslında istese müthiş çözümlemeler ve fikirler ortaya çıkarabilecek bir zekaya sahip Yahya Kemal. Ama zora gelmemiş, genelde bireysel bir acı çekme, haz alma; bunlarla birlikte atalet ve tembelliğe kurban gitmiş gibi.

Bir de tabii “lirik şiir”, “saf şiir” zehirlenmeleri var. Denemelerinin çoğunluğu siyasi olmasına rağmen, şiirleri bu saf şiir lakırdılarından dolayı bir türlü siyasala kayamamış, daha doğrusu girememiş. Verlaine veya Baudelaire olmasına gerek yoktu. Ama olmaya çalışmış. Oysa Namık Kemal’in açtığı yoldan gitseymiş – ki hatıralarından Namık Kemal’i çok okuduğunu ve onun ehemmiyetini erken yaşlarda kavradığını anlıyoruz- şimdi bir Yahya Kemal hayaliyle değil, gerçeğiyle muhatap olabilirmişimiz.

1 yorum


You must be logged in to post a comment.

© Copyright Fayrap
Daha fazla Edebiyat/Siyaset, Kitap
Bir düşünelim bey abiler

Yıllar önce Tolstoy’un İtiraflar kitabıyla ilgili bir arkadaşın, “Okudum ama kitapta altını çizebileceğim tek cümle bulamadım.” sözü zaman zaman aklıma...

Kapat